ÇOĞALAN ALİ KOÇAK

Ali Koçak’ı ilk tanıdığımda; çocuksu yüzü, çocuksu çekingenliği dikkatimi çekmişti. Resimlerine baktığım, resimleriyle ilgili söyleşi yaptığımız sıralarda: bu çocuksuluğu daha da çoğalırdı. Çekingen, utangaç davranıyordu hep. Kendisine güvenimi, gelecekte çok verimli olacağını böylesi yapıda oluşu, çocuksuluğu sağladı. Çünkü gerçek sanat emekçisinin çocukluk damarı gür olmalıydı. Onun coşkusunu, özgünlüğünü bu damar besler, geliştirirdi.
İlk çalışmaları natürmort türündendi. Daha sonraları portrelere yöneldiğini gördüm.Çalışmalarını küçük parçalar olarak yürütüyordu. Küçük bir kadın, küçük yapılmış bir erkek, çocuk vb…
Niçin küçük çocuk çalışıyordu Ali Koçak? Niçin tablolarını kocaman kocaman çizmiyordu?
Yaşamını resim dışı etkinliklerde kazanan biriydi o önceleri. Sonra işleri bozulmuş, hatırı sayılır kapitali dağılmış, işyerini kapatmak zorunda kalmıştı. Ne iş yapacaktı? Yapacağı belliydi. Baskı altına aldığı yeteneğinin buyruğunda olacaktı. Bir resim yeteneği taşıyordu, resim sevgisinin ağırlığı yüreğine yüktü. Ama bundan uzaklaşmış, resimle ilgili olmayan işlere yönelmişti. Öylesi işlerin sonu iyiye varmamıştı. Şimdi işe yeniden başlayacaktı. Başladı. İşte bu başlayışı; çok dikkatli çok özenli yaptı Ali. Çalışmalarına küçük küçük başladı. Ayağını yere basmak, ayaklarının üstünde durmak, doğrulmak, yürümek istiyordu. Sanatına, resme saygısından böyleydi. İyi de etti. Yavaş yavaş, fakat ileriye!… Onun sloganı buydu işinde.
Ali’nin ilk resimlerinde kullandığı renkler içe dönüktü. Portreleri yalnızlığı yansıtıyordu. Yalnızlığı vermekte çok başarılıydı doğrusu.
Ali Koçak’ta gördüğüm bu yalnızlık beni düşündürmüş; kendisine inancımı güçlendirmiştir doğrusu. Çünkü biliyordum ki; kendi yalnızlığından iyi yararlanacak, yalnızlığından kendini çoğaltacaktı. Gerçek sanatçının hangisi yalnız değildir? Hangi gerçek sanatçı kendi yalnızlığında çoğalmamıştır?..
Sonunda olan oldu ama. Ali kendi direnciyle, kendi gücüyle yolunu aça aça ilerledi. Çekingenlik, içedönük renklerden kurtuluşunu sergiledi resimlerinde. Artık insan çokluğu vardı yaptıklarında. Renkler çarpıcı olmaya başlamıştı. Şenlik vardı artık Ali’nin resimlerinde. Dikkatli, temkinli olarak yolunda ilerleyen ressamımız; “Pervaneler” adlı tablosunu armağan etti resim dünyamıza. O tabloyu görence, kendi kendime dedim ki;
– Ali yırttı çemberini! Kendi yalnızlığında çoğaldı, büyüdü. Gelecekte Resim Sanatı Tarihimizi yazanlar, bu ressamımızla çok ilgilenmek zorunda kalacaklardır,
Ali Koçak; gösterdiği her yeni tablosu karşısında çekingen, çocuksudur.Uslu bir çocuk uysallığıyla dinler söylenenleri. Sanatına saygılı olan bu ustanın, öğretmenine saygılı olan çocuklar gibi davranışı ne güzel, ne yücedir. Aman bu durumunu, bu çocuksuluğunu yitirme Ali! Çocukluk damarını kurutma! O damar çok gür bir kaynaktır. Bunu bir daha hatırlatmaktan kendimi ala
mıyorum. Haydi Ali! Çocukusuluğunda. yalnızlığında al eline fırçayı.Çoğaltmaya , çoğalmaya durmadan devam !

Abbas Cılga
Öykü Yazarı

Ali’nin resimlerine baktığınızda önce renkleri görürsünüz.

Bazen cadmium kırmızılar kucaklar sizi, vermilionlar çapkınca göz kırpar, coşarsınız.

“Ben bu suretten ileri Aldım Yunus değilken Ben olidim, ol ben idi” dizelerindeki gibi sonsuzdan gelen ışık olur cadmium sarılar, tanrılaşır. Bazen başak tarlaları gibi yayılır, ürün olur, sizde çoğalır.

Ochre sarılar, burnt siennalarla sarmaş dolaş “Anam toprak, babam yağmur” gibi taş olur, toprak olur. Ve ille de cobalt maviler, yeri gelir gölge olur ışığa, yeri gelir “Kanatlandık kuş olduk Uçtuk elhamdülillah” diyerek gök kubbeye uçuşur.

Ultramarineler derinlik olur, yeşillerle karışır, yoğrulur, gerilerde kıvrılır, gökyüzüne uzanan ağaçlar olur. Ve portrelerinde renkler üst üste binerek renk tuşları olur tende, giyside, kilimde…

Dokular formları oluşturur, formlar renklerle biçimlenmiş yaşayan insanları. Onlar kendi insanlarıdır, çoğunlukla yakın çevresinden portreler. Belki de kalabalık bir ailesi olduğu için, çok portre görmek ister etrafında. Onlar kendi çocuklarıdır. Güçlü ışık altında eriyen, kontrast gölgelerle sizi sorgulayan bakışlar. Kent insanına, doğayı yok etmektesiniz, betonları diktiniz, yeşilimi kahverengiye, mavimi griye çevirdiniz. Ağacımı kestiniz, suyumu bulandırdınız demektedirler suskunca…

Bazen Ali büyük kentteki yaşamın sıkıntılarından kurtulmak için peyzajlar yapar. Tokat’ın yeşilini resimler, çünkü yeşil İstanbul’da saksıda, kuş kafestedir artık. Peyzajlar onu alır götürür gecenin ilerleyen sessiz bir anında. O resmin içindedir şimdi. İşte oradaki söğüt ağacının altında koşmakta, dalların arasından süzülen cadmium sarılar mutlu yüzünü aydınlatmakta, cobalt mavi gölgeler uzayıp gitmektedir ayaklarının altında. Empresyonist bir sevinçle… Resimler figürsüz de olsa, Ali’nin gözü ile baktığınızda figür sizsiniz o resim için, resimdeki de sizin özlemlerini duyduğunuz doğanız. Birde duygusallığı yanı sıra düşünselliği de var resimlerin. İnsana filozofça yaklaşan felsefik resimler bunlar. Ölümü, ölüm sonrasını ve yaşam sırlarını betimleyen uçan resimler. Ruhun tenden ayrılmasını, tüm çirkinliklerden arınıp mutlak güzelliğe ulaşmasını anlatan, insanın varlığı neyin karşıtı olduğu kavramına gelen, düşündüren resimler kısacası iyi bir şiir dinlemek istiyorsanız Ali’nin resimlerini izleyin. Eminim ki beyninizin her kıvrımında şiirsel resimlerin dizelerini duyumsayacak, gülümseyeceksiniz.

Ressam
Ercan Süelden
27.01.1994

“ALİ’NİN RESİMLERİ….”
1990 Yılında Maltepe Sanat Galerisindeki ilk sergisini anımsıyorum. Ali Koçak’ın, arayışların ve çeşitli etkilerin izlenebildiği bir sergi idi. Aradan geçen Beş Senede dönem dönem sevilen, etkilenilen başka sanatçıların da olduğunu bu sürecin resimlerini inceleyince görebiliyorsunuz, Bonnard, Burhan Uygur ve Kornet gibi; ancak olası bir yurtdışı sergi için düşündüğü figürlü peyzajların ağırlıkta olduğu büyük boyutlu son çalışmalarında sanatçının çok çalışarak büyük ölçüde özümsediğini görebiliyoruz. Daha da önemlisi, yoğun bir resim üretimi gerçekleştirdiği bu sürecin Ali’ye “KENDİSİNİ SANATIYLA TANIMAK” fırsatımda yarattığını onun da kavraması.
Ali Koçak’ın en büyük şansı on beş yıl öncesinden üç yıllık bir sanat eğitimi başlangıcı olmasına karşın, faal ressamlık yaşamına otuz beş yaş sonrası başlamış, olması belkide. Bu nedenle sanat eğitim kurumlarımızdaki niteliksiz ama son derece akıl karıştırıcı ve kimlik öldürücü ortamdan zarar görmemesi. İkinci önlem şansı ancak onu en çok etkileyen şeylerin veya önem verdiği olayların resmini yapma arzusunun başarılı bir resme ulaşabilmenin en önemli önkoşul olduğunun bilincine varmış olması.
Son çalışmaları arasında annesini, annesinin mezarını, gençlik arkadaşları ile kırlardaki çobanlık günlerini konu alan büyük boyutlu resimleri güçlerini yalınlıklarından ve içtenliklerinden edinmekteler kanımca. Akrilik ve yağlı boyanın bir arada kullanılması ile belirli doku oyunlarının zenginleştirdiği koyu sıcak armonileri beyaz veya mavi/yeşil lekelerle zıtlaştıran kompozisyon ve armoni arayışları da bu resimlerde dikkati çekmekte.
Anadolu bozkırının yaşanmış fırtınalarını delen ışık huzmelerini peyzajlarında başarı ile kullanan ressamın büyük kentin apartman dairesindeki mutsuzluğunu da, bu resimlerdeki özleminde hissedebiliyorsunuz.
Ali Koçak eşinin, çocuklarının bazı portrelerinde de oldukça başarılı; zaten yaşanmış konuların, duygusal yakınlıkların onun resimlerine getirdiği artı hemen hissedilebilmekte.
Sanatçının bu ulaştığı noktayı adım adım ileri götürebilmesi için bu içtenliği, yalınlığını ve kendi konularına sahip çıkmasını sürdürmesi gerektiğini düşünüyorum. Toprak renkleri ve kırmızı renklerin ağır bastığı sıcak armonilerin çekiciliği belki ressamı daha da ilginç armonilere ulaştırabilir. Resim tekniği arayışlarında da istediği anlatım gerektirdiği yeniliklerle yetinmesi fantezilere kapılmaması onun resminin en güçlü yanı olan yalınlığın zedelenmemesi açısından zorunlu buluyorum.
Kırıyla kentiyle, acısı ve sevgisi ile Anadolu’yu ve İstanbul’u kırk seneden beri yaşayan Ali Koçak bu yaşanmışlığı resimlerine aktarabildiği sürece başarılı olacaktır inancındayım.

Haşim Nur GÜREL
Eleştirmen

Cümlelerle Ali Koçak…
Ali Koçak’ın resmini ilk gördüğümde, kimseye benzemediğini kendine özgü resimler yaptığını farkettim. İlk anda bu kişiliği vuruyor insana. Çok özgün, o denli sıcak ve yalın. Hemen de sizi kendine çekiyor. Başka bir şey düşünemez oluyorsunuz. Böylece de yalnız onun dünyasında olduğunuzu anlıyorsunuz. Nereye, kime bakarsa baksın; resimleri içten, çocuksu bir tavır koyuyor ve bu çocuksu tavrıda her yere taşıyor. Bu yalnız figürlerde değil, dokunduğu her şeyde görülüyor. Kişiliğini de öyle kurduğunu anlayıveriyorsunuz. Büyük bir güzellik diye bakıyorum ben buna . İçtenlik sıcaklık da bundan kaynaklanıyor. Buda her şeye vuruyor, siniyor. Bir ressam için de bu büyük bir özellik. Zengin bir renk anlayışı, istif, kompozisyon O’nun resmini zenginleştirmiş. Bu özellik de kompozisyonlarında daha çok görülüyor, daha ne istenir ki. Ali Koçak’ın son zamanlarda yaptığı resimlere gelince; neredeyse birdenbire büyük bir değişiklikle karşı karşıya geldiğimizi görüyoruz. Bu değişiklik daha çok resimlerin yapılarında göze çarpıyor. Konular, renkler pek değişmiş denemez, ama yapı baştan aşağı yer sarsıntısına uğramış, parçalanmış, bozulmuş, yeni biçimler kazanmış. Resmin kurgusu için de aynı şeyleri söyleyebiliriz: O da baştan aşağı değişmiş hissini veriyor. Ali Koçak resmi Picasso gibi parçalayarak yapıyor. Resimler artık ilk kurgularını bir yana bırakarak, parça parça kuruluyor. Sanki resmi önce kuruyor da sonra yıkıyor ve yeniden yapıyor. Resme dikkatle bakıldığında bunu görmek zor değildir. Buradan şuraya da varıyoruz. Ressamın bu hale kolay kolay gelmediğini görüyoruz. Resimler yara almışlar, sonra kendilerine gelmişler. Bunun için de yanlı yapısal değişim yetmemiş. Deformasyon nerede ise basa geçmiş. Aslında yanılsama resmin önemli bir ilkesi olmuş. Deformasyon ve yanılsamanın bir ilke olduğu göze çarpıyor. Bu da resimlere, yeni büyük boyutlar kazandırmış. Hem iyi bir resme biz buradan bakmıyor muyuz? Ali Koçak onu yakalamış; renklerde, biçimde yeni zenginlikler göze çarpıyor. Ressamın içten, çocuksu tavrı daha bir ağırlık kazanmış. Böylece resimler şaşırtan bir boyutta göze çarpıyor.
Hep, bir resmin şaşırtmasını istemez miyiz ?
Bu son dönem resimleri O’nu çok değiştirmiş. Bütün bütün yeni bir havaya bürünüyor.
Ali Koçak gerçek bir ressam.

İlhan BERK

ALİ KOÇAK’I PORTRELERİYLE TANIDIM. SOMUT İNSANLA

Ali Koçak Yunus Emre’nin insanında çoğalarak somut insandan soyut insana ulaşıyor. Ali Koçak’ın resmindeki coşkuyu algılamak beni mutlu ediyor. Yunus Emre’deki hümanizmayı onun fırçasında yaşamak, Koçak’ın giderek insana daha açılışını gözlemek, mutluluğumu daha güçlendiriyor. Ona sağol diyorum.

Muhterem Anıt
Çevirmen

{71807320-BCE2-4F9C-B441-7F1217C3DBEA}